عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ :كُلُّ كَلَامٍ أَوْ أَمْرٍ ذِي بَالٍ لَا يُفْتَحُ بِذِكْرِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ فَهُوَ أَبْتَرُ، أَوْ قَالَ أَقْطَعُ
Ebû Hüreyre’nin naklettiğine göre, Allah Rasûlü (sav) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah’ın zikriyle (besmeleyle) başlanmayan her değerli söz veya iş, bereketsizdir (bir rivayette de) sonuçsuzdur.” buyurmuştur.[1]
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:” أَوَّلَ مَا كَتَبَهُ الْقَلَمُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيْمِ فَإِذَا كَتَبْتُمْ كِتَابًا فَاكْتُبُوْهَا أَوَّلَهُ وَ هِيَ مِفْتَاحُ كُلِّ كِتَابٍ أُنْزِلَ وَ لَمَّا نَزَلَ عَلَيَّ جِبْرِيْلُ بِهَا أَعَادَهَا ثَلَاثًا وَ قَالَ: هِيَ لَكَ وَ لِأُمَّتِكَ فَمُرْهُمْ لَا يَدَعُوْهَا فِيْ شَيْءٍ مِنْ أُمُوْرِهِمْ فَإِنِّيْ لَمْ أَدَعْهَا طَرْفَةَ عَيْنٍ مُنْذُ نَزَلَتْ عَلَى أَبِيْكَ آدَمَ عَلَيْهِ السَّلَامُ وَ كَذَا الْمَلَائِكَةُ. “
“Yine Peygamberimiz (asm) fermân etmiş: Kalemin ilk yazdığı بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ’dir. Siz de bir kitap yazdığınızda başında onu yazınız. Zira o, inen bütün kitapların anahtarıdır. Ve Cebrail (as) Besmeleyi indirdiğinde üç defa tekrar etti. “Bu sana ve ümmetine mahsustur. Onlara emret, başladıkları her (hayırlı) işlerinde onu terk etmesinler. O Âdem (as) babana indiğinden beri, göz açıp kapatacak kadar da olsa, terk etmedim. Ve melâikeler de öyle, onu hiç terk etmediler.
Ve denilmiş ki, umum semâvi suhuf ve kitapların ilimleri Kur’an’da ve Kur’an’ın bütün ilimleri Fâtiha’da ve Fâtiha’nın da bütün ilimleri Besmele’de, Besmele’nin de bütün ilimleri ‘ب’ harfinde cem olmuş, toplanmıştır. ‘ب’ harfinin mânası ise ‘بِي كَانَ مَا كَانَ، وَبِي يَكُونُ مُا يَكُونُ’ ‘Ne olmuşsa Benimle olmuş, bu güne kadar olup biteni Ben yaptım ve ne olacaksa Benimle olacaktır. Bundan sonra ebede kadar olacak her şeyi de Ben yapacağım.’ zira Cenab-ı Hak Besmele’yi söylemiş olsa onu bu cümle gibi ifade edeceği anlaşılıyor.
Demek; ‘ب’ harfi, olmuş ve olacak her şeyi içine toplamıştır. Ancak onun içindeki her şeyi bulup görmek için Hz. Ali (ra) gibi bir âlim olmak lazımdır. Zira o şöyle buyurmuştur: “Eğer bana bir yastık katlansa ve ben ona yaslansam besmelenin ‘ب’ harfini anlatsam, yetmiş deve yükü kitap olur.
Yine onun söylediği başka bir rivayette ise “Eğer dilersem Besmele’nin mânası için seksen deve yükü yaparım.” [2] Yani o kadar kitap yazarım. Ve bunlar gibi Besmele’nin kıymet ve ehemmiyeti hususunda daha birçok hadîs-i şerifler rivayet edilmiş ve îzahlar yapılmıştır.
Bilhassa Risale-i Nur’dan Birinci Söz’de Besmele’nin “Ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket” olduğu söylenmiştir. Yani bir işe başlarken بِسْمِ اللّٰهِ diyen bir adam acizliğini ve fakirliğini ilan edip itiraf eder. Cenab-ı Hakk’ın kudretine ve rahmetine sığınır.
Ve der ki, “Ya Rab! Ben acizim ve fakirim şimdiye kadar yaptığım bütün işleri senin kudretin ve rahmetinle yaptım. Ve hal-i hazırda yapmakta olduklarım ve bundan sonra yapacaklarımı da acizlik ve fakirliğime binaen yine senin kudretin ve rahmetinle yapabilirim.
Ve bütün sebeplere ve varlıklara baktığımda görüyorum ki, onlar da benim gibi aciz ve fakirdirler. Onlar ne yapmış veya yapacak olurlarsa olsunlar tüm bunları ancak Senin kudretin ve rahmetinle yapmışlardır ve yapacaklardır.”
İşte bir insan Besmele çekmekle, hem kendisinin hem de bütün mahlûkatın aciz ve fakir olduklarını ve hiçbir şey yaratamayacağını itiraf etmekle beraber kendisini ve her şeyi yaratanın ancak sonsuz kudret ve rahmet sahibi olan Cenab-ı Hak olduğunu anlayıp kabul etmiş olur.
İşte “bir tek âyet olup yüz on dört def‘a tekrar edilen ‘بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ’ cümlesi, Risâle-i Nûr’un Ondördüncü Lem‘ası’nda beyân edildiği gibi, arşı ferşe bağlayan ve kâinâtı ışıklandıran; ve her dakika herkes, ona muhtaç olan öyle bir hakîkattir ki, milyonlar def‘a tekrar edilse yine ihtiyaç var. Değil yalnız ekmek gibi her gün muhtaç olmak, belki hava ve ziyâ gibi her dakika ona ihtiyaç ve iştiyâk vardır.”[3]
Hem Bediüzzaman Hazretleri Besmele’deki ismi anlatırken Cenab-ı Hakk’ın iş yapma manasını ifade eden ve bu nev’den olan Gaffâr (çok mağfiret eden) ve Rezzâk (bol rızık veren), Muhyî (dirilten) ve Mümît (öldüren) gibi pek çok isimlerinin var olduğunu söyler. Bunlara fiili isimler denilir.
Bunların çok olması ise Cenab-ı Hakk’ın kudretinin kâinattaki çeşit çeşit varlıkların fertlerine taalluk edip yaratmasından meydana gelir. Bu i‘tibârla بِسْمِ اللّٰهِ kulun fiiline kudret-i İlahiyenin irtibatını ve te’sîrini celb eder (çeker). Tâ ki o ismin taalluku, kulun kesbine ve işine yardım edici bir ruh olsun. Öyle ise, hiç kimse hiçbir işini Besmele’siz bırakmasın.[4]
Hem “Er-Rahmân” ,“Er-Rahîm” isimleri بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ ’e girdiklerinin ve her mübârek şeyin başında zikredilmelerinin çok hikmetleri var. Onların beyânını (açıklamasını) başka vakte ta‘lîkan (bırakarak), şimdilik kendime âit bir hissimi söyleyeceğim. Kardeşim! Ben, الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ isimlerini öyle bir nûr-ı azam görüyorum ki, bütün kâinatı ihata eder (kuşatır). Ve her ruhun bütün hâcât-ı ebediyesini (ebedî ihtiyaçlarını) tatmin edecek hadsiz düşmanlarından emin edecek nurlu ve kuvvetli görünüyorlar. Bu iki nûr-ı azam olan isimlere yetişmek için en mühim bulduğum vesile fakr ile şükür; acz ile şefkattir. Yani ubûdiyet (kulluk) ve iftikardır (fakirliğini bilmektir).”[5]
Hem On Dördüncü Lem‘a’da Besmele’nin, Arş-ı â’lâdan inen nuranî bir merdiven olduğu ve ucunun insanın omzuna dayandığı ve o nuranî merdivenle insanın her zaman Cenab-ı Hakk’ın huzuruna çıkabileceği ifade edildiği ve onun Rahmet-i Rahmân’a ne kadar kuvvetli bir vesîle olduğu da şöyle îzah edilmiştir:
“Altıncı Sır: Ey hadsiz acz ve nihâyetsiz fakr içinde yuvarlanan bîçare insan! Rahmet ne kadar kıymetdar bir vesile ve (Allah katında) ne kadar makbul bir şefaatçı olduğunu bununla anla ki: O rahmet, öyle bir Sultan-ı Zülcelal’e vusule (kavuşmaya) vesiledir ki, yıldızlarla zerrat beraber olarak kemal-i intizam ve itaatla ordusunda hizmet ediyorlar. Ve o Zât-ı Zülcelal’in ve o Sultan-ı Ezel ve Ebed’in istiğna-i zâtîsi var (zatı hiçbir şeye muhtaç değildir) ve istiğna-i mutlak (sonsuz bir ihtiyaçsızlık) içindedir. Ve hiç bir cihetle kâinata ve mevcudata ihtiyacı olmayan bir Ganiyy-i Alel-ıtlaktır (hududsuz zengindir). Ve bu kâinat taht-ı emir ve iradesinde (emir ve iradesi altında) ve heybet ve azameti altında nihâyet itaatte, celaline karşı tezellüldedir (boyun eğmektedir).
İşte rahmet seni ey insan! O Müstağni-i Alel-ıtlak’ın ve Sultan-ı Sermedî’nin (daimi Sultanın) huzuruna çıkarır ve ona dost yapar ve ona muhatab eder ve sevgili bir abd vaziyetini verir. Nasıl sen güneşe yetişemiyorsun, güneşten çok uzaksın; hiçbir cihetle ona yanaşamıyorsun. Fakat güneşin ziyası güneşin aksini ve cilvesini, senin âyinen vasıtasıyla senin eline veriyor. Öyle de: O Zât-ı Akdes’e ve o Şems-i Ezel ve Ebed’e (başlangıçsız ve sonsuz güneşe) biz çendan (gerçi) nihayetsiz uzağız, yanaşamayız. Fakat onun ziya-i rahmeti, onu bize yakın ediyor.
İşte ey insan! Bu rahmeti bulan, ebedî tükenmez bir hazine-i nur buluyor. O hazineyi bulmanın çaresi: Rahmetin en parlak bir misali ve mümessili ve o rahmetin en beliğ (en iyi anlatan) bir lisanı ve dellâlı olan ve Rahmeten lil-âlemîn (âlemlere rahmet) ünvanıyla Kur’ân’da tesmiye edilen (adlandırılan) Rasul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın sünnetidir ve tebaiyetidir (ona uymaktır). Ve bu Rahmeten lil-âlemîn olan rahmet-i mücessemeye (cisim haline gelmiş Peygamberimize) vesile ise, salâvattır.
Evet, salâvatın manası, rahmettir. Ve o zîhayat mücessem (hayat sahibi bir cisim olan) rahmete (Peygamberimize) rahmet duası olan salâvat ise o Rahmeten lil-âlemîn’e vusulüne (kavuşmaya) vesiledir. Öyle ise sen salâvatı kendine, o Rahmeten lil-âlemîn’e ulaşmak için vesile yap ve o zâtı da rahmet-i Rahman’a vesile ittihaz et (vesile yap). Umum ümmetin o Rahmeten lil-âlemîn olan Aleyhissalâtü Vesselâm hakkında hadsiz bir kesretle rahmet manasıyla salâvat getirmeleri, rahmet(in) ne kadar kıymetdar bir hediye-i İlahiye ve ne kadar geniş bir dairesi olduğunu parlak bir surette isbat eder.
Elhâsıl: Hazine-i rahmetin en kıymetdar pırlantası ve kapıcısı zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm olduğu gibi, en birinci anahtarı da بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ’dir. Ve en kolay bir anahtarı da salâvattır.”[6]
اَللّٰهُمَّ بِحَقِّ اَسْرَارِ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ صَلِّ وَ سَلِّمْ عَلٰي مَنْ اَرْسَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ كَمَا يَل۪يقُ بِرَحْمَتِكَوَ بِحُرْمَتِه۪ وَ عَلٰٓي اٰلِه۪ وَ اَصْحَابِه۪ٓ اَجْمَع۪ينَ وَ ارْحَمْنَا رَحْمَةً تُغْن۪ينَا بِهَا عَنْ رَحْمَةِ مَنْ سِوَاكَ مِنْ خَلْقِكَ اٰم۪ينَ اٰم۪ينَ اٰم۪ينَ
Besmele İle İlgili Bazı Hadis-i Şerifler:
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِذِا قَالَ الْعَبْدُ: بِسْمِ اللّٰهِ الرَحْمَنِ الرَحِيْمِ قَالَتِ الْجَنَّةُ: لَبَّيْكَ، اَللّٰهُمَّ، وَسَعْدَيْكَ، اِلٰهِي! إِنَّ عِبْدَكَ فُلَانا،ً قَالَ: بِسْمِ اللّٰهِ الرَحْمَنِ الرَحِيْمِ اَللّٰهُمَّ ! زَحْزِحْهُ مِنَ النَّارِ، وَأَدْخِلْهُ الْجَنَّةَ.
Peygamberimiz (asm) başka bir hâdis-i şerifte ferman etmiş ki: “Bir kul, بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ deyince, cennet der: “Ya İlahi! Senin emrindeyim ve rızanı gözetiyorum. Yâ İlâhi falan kulun Besmele’yi çekti, zikretti. Yâ İlâhi onu ateşten uzaklaştır! Ve onu cennetine dâhil eyle!” diye dua eder.[7]
“Rasûlullah buyurdular ki:
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ :إذَا دَخَلَ الرَّجُلُ مَنْزِلَهُ فَذَكَرَ اللَّهَ عِنْدَ دُخُولِهِ وَعِنْدَ طَعَامِهِ. قَالَ الشَّيْطَانُ: لاَ مَبِيتَ لَكُمْ وَلا َعَشَاءَ،
Kişi evine döndüğü zaman içeri girerken ve yemek yerken Allah’ın adını zikrederse, şeytan (adamlarına) şöyle der: “Size burada gecelemek de yok akşam yemeği de yok!…
وَإنْ ذَكَرَ اللَّهَ عِنْدَ دُخُولِهِ وَلَمْ يَذْكُرْهُ عِنْدَ عَشَائِهِ يَقُولُ: أَدْرَكْتُمُ الْعَشَاءَ ولَا مَبِيتَ لَكُمْ، وَإنْ لَمْ يَذْكُرِ اللَّهَ عِنْدَ دُخُولِهِ وَلَا عِنْدَ عَشَائِهِ. قَالَ: أَدْرَكْتُمُ الْمَبِيتَ وَالْعَشَاءَ.
Ama kişi, eve girerken Allah’ı zikreder fakat akşam yemeğini yerken zikretmezse, şeytan (avenelerine): “Akşam yemeğine kavuştunuz ama burada gecelemeniz mümkün değil!” der. Adam eve girerken ve yemeğe başlarken ‘بِسْمِ اللّٰه’ diyerek Allah’ı zikretmezse, şeytan (avanelerine): “Yemeğe de yetiştiniz, yatmaya da!” der.[8]
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: يَا عَلِيُّ! أَلٰا أُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ إِذَا وَقَعْتَ فِي وَرْطَةٍ قُلْتَهَا؟ قُلْتُ: بَلٰى، جَعَلَنِي اللّٰهُ فِدَاءَكَ، قَالَ: إِذَا وَقَعْتَ فِي وَرْطَةٍ فَقُلْ: بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ، وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ العَلِيِّ الْعَظِيمِ. فَإِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يَصْرِفُ بِهَا مَا شَاءَ مِنْ أنْوَاعِ البَلَاءِ”
Peygamberimiz (asm), Hz. Ali’ye hitaben şöyle demiştir: ‘Ya Ali! Bir tehlikeye düştüğün zaman okuman için sana bir kısım kelimeler öğreteyim mi?’
‘Buyur, canım sana feda olsun.’ dedim.
Peygamberimiz (asm) buyurdu: ‘Bir tehlikeye düştüğün zaman, بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ، وَلا حَوْلَ وَلا قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ العَلِيّ العَظِيمِ ’i söyle; muhakkak Allah onunla belanın her çeşidinden dilediği kadar geri çevirir.’ ”[9]
عَنْ جَابِرٍ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ قَالَ: ”أَغْلِقْ بَابَكَ وَاذْكُرِ اسْمَ اللَّهِ فَإِنَّ الشَّيْطَانَ لاَ يَفْتَحُ بَابًا مُغْلَقًا، وَأَطْفِ مِصْبَاحَكَ وَاذْكُرِ اسْمَ اللَّهِ، وَخَمِّرْ إِنَاءَكَ وَلَوْ بِعُودٍ تَعْرُضُهُ عَلَيْهِ وَاذْكُرِ اسْمَ اللَّهِ، وَأَوْكِ سِقَاءَكَ وَاذْكُرِ اسْمَ اللَّه “
Hz. Câbir (ra) rivayetine göre, Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur: “(Evine girdiğin zaman) Besmele çekerek kapını kilitle. Çünkü şeytan (Besmele’yle) kilitlenen bir kapıyı açamaz. Besmele çekerek lambanı söndür. Besmele çekerek, (enine koyacağın) bir tahta parçası ile de olsa yemek kabını(n ağzını) ört. Yine Besmele çekerek kırbanın (ağzını da) bağla (su kabını ört).” [10]
عَنِ الْبَرَاءِ أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ كَانَ إِذَا أَخَذَ مَضْجَعَهُ قَالَ ”اللّٰهُمَّ بِاسْمِكَ أَحْيَا وَبِاسْمِكَ أَمُوتُ“،”وَإِذَا اسْتَيْقَظَ قَالَ”الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِى أَحْيَانَا بَعْدَ مَا أَمَاتَنَا وَإِلَيْهِ النُّشُورُ.“
Berâ (ra)’dan nakledildiğine göre Peygamberimiz (asm) yatağına yattığında, ‘اللّٰهُمَّ بِاسْمِكَ أَحْيَا وَبِاسْمِكَ أَمُوتُ’ (Allah’ım! Senin isminle yaşar, senin isminle ölürüm.) buyurur; uykudan uyandığında da ‘اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِى أَحْيَانَا بَعْدَ مَا أَمَاتَنَا وَإِلَيْهِ النُّشُورُ’ (Canlarımızı aldıktan sonra bizi dirilten Allah’a hamdolsun; diriltmek yalnız ona mahsustur.) buyururdu.[11]
عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ: ”إِذَا أَكَلَ أَحَدُكُمْ طَعَامًا فَلْيَقُلْ بِسْمِ اللّٰه،ِ فَإِنْ نَسِيَ فِى أَوَّلِهِ فَلْيَقُلْ, بِسْمِ اللّٰهِ فِى أَوَّلِهِ وَآخِرِهِ “.
Hz. Âişe (r.anha)’nin rivayet ettiğine göre, Allah Rasûlü (asm) şöyle buyurmuştur: “Biriniz yemek yiyeceği zaman ‘بِسْمِ اللّٰهِ’ (Allah’ın adıyla) desin. Eğer yemeğin başında Besmele çekmeyi unutursa, ‘بِسْمِ اللّٰهِ فِى أَوَّلِهِ وَآخِرِهِ’ (Başında da sonunda da Allah’ın adıyla) desin.”[12]
عَنِ ابْنِ عُمَرَ قَالَ:كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ إِذَا أُدْخِلَ الْمَيِّتُ الْقَبْرَ، قَالَ: ”بِسْمِ اللّٰهِ. وَعَلَى مِلَّةِ رَسُولِ اللَّهِ “.
İbn Ömer’in naklettiğine göre, cenaze kabre konulurken Hz. Peygamber (asm) şöyle derdi:
بِسْمِ اللّٰهِ. وَعَلَى مِلَّةِ رَسُولِ اللّٰهِ (Seni) Allah’ın adıyla ve Rasûlullah’ın dini üzere (kabre koyuyoruz.)[13]
عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ أَنَّ النَّبِىَّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ إِذَا خَرَجَ مِنْ بَيْتِهِ قَالَ: «بِسْمِ اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ اللَّهُمَّ إِنَّا نَعُوذُ بِكَ مِنْ أَنْ نَزِلَّ أَوْ نَضِلَّ أَوْ نَظْلِمَ أَوْ نُظْلَمَ أَوْ نَجْهَلَ أَوْ يُجْهَلَ عَلَيْنَا»
“Ümmü Seleme (r.anha)’den rivayet ediliyor. Peygamberimiz (asm) evinden çıkarken şöyle derdi: “Bismillah, Allah’a tevekkül ettim. Allah’ım (ayağımın) kaymasından, sapmaktan, zulüm yapmaktan veya zulme uğramaktan, cahillik yapmaktan ve cahillerin muamelesine maruz kalmaktan Sana sığınırız.”[14]
عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِذَا دَخَلَ الْمَسْجِدَ يَقُولُ « بِسْمِ اللّٰهِ وَالسَّلاَمُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِى ذُنُوبِى وَافْتَحْ لِى أَبْوَابَ رَحْمَتِكَ » . وَإِذَا خَرَجَ قَالَ « بِسْمِ اللّٰهِ وَالسَّلاَمُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِى ذُنُوبِى وَافْتَحْ لِى أَبْوَابَ فَضْلِكَ»
Rasûlullah (asm)’ın kızı Fatıma (r.anha) rivayet etmiş. Peygamber (asm) mescide girdiğinde şöyle derdi: “Allah’ın adıyla, Allah’ın selâmı, Rasûlullah’ın üzerine olsun. Allah’ım! Günahlarımı bağışla ve rahmetinin kapılarını bana aç.” derdi. Mescitten çıktığı zaman da: “Allah’ın adıyla, Allah’ın selâmı, Rasûlullah’ın üzerine olsun. Allah’ım! Günahlarımı bağışla ve lütfunun kapılarını bana aç.” [15] derdi.
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ تَوَضَّأَ وَذَكَرَ اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهِ طَهُوراً لجَمِيعِ بَدَنِهِ وَمَنْ تَوَضَّأَ وَلَمْ يَذْكُرِ اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهِ كَانَ طَهُوراً لِأَعْضَاءِ الْوُضُوءِ
“Kim Besmele’yi çekerek abdest alırsa bütün bedenini temizlemiş olur. Kim de Besmele’yi çekmeden abdest alırsa yalnız abdest azalarını temizlemiş olur.”[16]
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللّٰه عَلَيْهِ وسلم قَالَ “ إِذَا تَوَضَّأَ الْعَبْدُ الْمُسْلِمُ – أَوِ الْمُؤْمِنُ – فَغَسَلَ وَجْهَهُ خَرَجَ مِنْ وَجْهِهِ كُلُّ خَطِيئَةٍ نَظَرَ إِلَيْهَا بِعَيْنَيْهِ مَعَ الْمَاءِ – أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ – فَإِذَا غَسَلَ يَدَيْهِ خَرَجَ مِنْ يَدَيْهِ كُلُّ خَطِيئَةٍ كَانَ بَطَشَتْهَا يَدَاهُ مَعَ الْمَاءِ – أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ – فَإِذَا غَسَلَ رِجْلَيْهِ خَرَجَتْ كُلُّ خَطِيئَةٍ مَشَتْهَا رِجْلاَهُ مَعَ الْمَاءِ – أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ – حَتَّى يَخْرُجَ نَقِيًّا مِنَ الذُّنُوبِ ”
Ebu Hureyre (ra)’den rivayetle, Rasûlullah (sav) şöyle demiş: “Müslim yahut mü’min bir kul abdest alır da yüzünü yıkarsa gözleri ile baktığı her günah suyla yahut suyun son damlası ile yüzünden çıkar. Ellerini yıkadığı vakit, ellerinin tuttuğu her günah su ile yahut suyun son damlası ile beraber ellerinden çıkar; ayaklarını yıkadığı vakit ayaklarının yürüyerek işlediği her günah su ile yahut suyun son damlasıyla birlikte çıkar. Nihayet o kul günahlarından çıkıp temiz pak olur.”[17] buyurdular.
Bu hadiste abdestin alınmasıyla abdest azalarının temizlenmesi, günahlardan temizlenmek olduğu izah edildiğinden; besmeleyle alınan abdest ile de vücudun bütün azalarının temizlenmesi, günahlardan arınması olduğu anlaşılmaktadır. Âlimlerin çoğu affolunan günahların küçük günahlar olduğunu söylemişlerdir. Bazı âlimlere göre de Cenab-ı Hak dilerse günah-ı kebairden, büyük günahlardan da dilediğini affedebilir.
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: بِسْمِ اللّٰهِ الَّذ۪ی لَا یَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْی ءٌ فِی الْاَرْضِ وَ لَا فِی السَّمَاءِ وَ هُوَسَمِيعُ الْعَلِيمُ
Her günün sabahında ve her gecenin akşamında: “Allah’ın adıyla ki, O’nun adı sayesinde ne semâda ne yeryüzünde, hiç bir şey zarar veremez. O her şeyi işiten, her şeyi hakkıyla bilendir.”[18] diyen ve bunu üç defa tekrarlayan kimseye hiç bir şey zarar veremez.
النَّبِيّ صَلَّى اللَّهم عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ إِذَا خَرَجَ الرَّجُلُ مِنْ بَيْتِهِ فَقَالَ، بِسْمِ اللَّهِ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ قَالَ يُقَالُ حِينَئِذٍ هُدِيتَ وَكُفِيتَ وَوُقِيتَ فَتَتَنَحَّى لَهُ الشَّيَاطِينُ فَيَقُولُ لَهُ شَيْطَانٌ آخَرُ كَيْفَ لَكَ بِرَجُلٍ قَدْ هُدِيَ وَكُفِيَ وَوُقِيَ
“Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: ‘Kişi evinden çıkacağı zaman şöyle dua ederse: ‘Bismillah, Allah’a tevekkül ettim. Allah’ın güç ve kudreti üzerine başka güç ve kudret yoktur.’ Ona şöyle denir: ‘Sen hidayet üzeresin, bu dua sana kâfidir ve sen korunacaksın.” Şeytanlar da ondan uzaklaşır. Diğer bir şeytan da ona şöyle der: ‘Sen nasıl bir adamsın ki, hidayete ermiş, kendine yeterli hale gelmiş ve korunmuşsun.”[19]
[1] Ahmed bin Hanbel, Müsned, Müessesetü’r-Risale, Birinci Baskı, Beyrut, 1997, c.14, s. 329, Hadis No:8712
[2] Ebu Bekr İbn Muhammed Şettâ Ed-Dimyâti, İânet-üt Tâlibin, Dâru İhyâi’l Kütübi’l Arabiyye, Haleb, 2015, c.1, s.3
[3] Bediüzzaman, Şualar 1, Hayrat Neşriyat Yayınları, Osmanlıca Nüshası, İstanbul, 2011, s.296
[4] Bediüzzaman, İşaratü’l-İcaz, Altınbaşak Neşriyat, Arapça Nüshası, İstanbul, 2010, s. 12
[5] Bediüzzaman, Mektubat 1, Altınbaşak Neşriyat, Osmanlıca Nüshası, İstanbul, 2013, s. 21
[6] Bediüzzaman, Lem’alar, Altınbaşak Neşriyat, Osmanlıca Nüshası, İstanbul, 2007, s. 102
[7] Ebu Bekr İbn Muhammed Şettâ Ed-Dimyâti, İânet-üt Tâlibin, Dâru İhyâi’l Kütübi’l Arabiyye, Haleb, 2015, c.1, s.3
[8] Sahih-i Müslim, Kitâbu Eşribe (İçecekler), Daru’l-Feyha, 1. Baskı, Dımeşk, 2010, c.13, s. 214, Hadis No: 2018,
[9] El-Hindî, Kenzü’l-Ummal, Müessesetü’r-Risale, Beşinci Baskı, Beyrut, 1985, c.2, s.124, Hadis No: 3442
[10] Ebu Davud, Darü’r-Risaletü’l-Alemiyye, Beşinci Baskı, Kitabü Eşribe, 23. Bab, c. 5, s. 562, Hadis No: 3731
[11] Sahih-i Müslim, Kitâbu’z-Zikr, Daru’l-Feyha, 1. Baskı, Dımeşk, 2010, c.17, s. 39, Hadis No: 6887
[12] Tirmizi, Camiu’l-Kebir, Daru’l-Garbi’l-İslami, Kitabü Et’ıme, 47. Bab, Beyrut, 1996, c.3, s. 434, Hadis No:1858
[13] İbn Mâce, Sünen, Daru İhyaü’l-Kütübi’l-Arabiyye, Cenâiz, 38. Bab, Kahire, 1918, c.1, s. 495, Hadis No:1553
[14] Tirmizî, Camiu’l-Kerim, Daru’l-Garbi’l-İslamî, 35. Bab, s.427, Beyrut, 1996, Hadis No:3427
[15] Sünen-i İbn Mace, Dâru İhyâi’l Kütübi’l-Arabiyye, Kitabü’l-Mescid, 13.Bab, Kahire, 1918, c.1, s.254 Hadis No: 771
[16] İmâm Nevevî, Mecmû’Şerhu’l-Mühezzeb, Mektebetü’l-İrşad, Kitabü’t-Taharet, Cidde, 1980, c.1, s.384
[17] Sahih-i Müslim, Kitabü’t-Taharet, Daru’l-Feyha, 1. Baskı, Dımeşk, 2010, c.3, s. 148, Hadis No: 576; (Rasûlullah (sav) ‘mü’min’ mi dedi ‘müslim’ mi ve keza, ‘suyla birlikte mi’ yoksa ‘suyun son damlası’ ile birlikte mi buyurdu bu cihetlerde ravî tereddüt etmiştir.)
[18] İbn-i Mâce, Dâru İhyâi’l Kütübi’l Arabiyye, Kitabü’d-Duâ, 14.Bab, Kahire, 1918, c.1, s. 1273, Hadis No: 3869
[19] Sünen-i Ebu Davud, Dârü‘r-Risâleti’l-Alemiyye, Birinci Baskı, Kitabü’s-Sünne, 111. Bab, Dımeşk, 2009, c.7, s.435, Hadis No: 5095


