Allah her şeyi yaratmıştır, O ise yaratılmamıştır.
Sual: Allah’ın yaratılmadığını ispat eden delil nedir?
El-Cevab: Bu suale birçok delil ve burhanlardan iki misal getireceğiz.
Birincisi: Risale-i Nur’ların birçok yerinde ve bu kitabımızda her şeyin yaratıcısının Allah olduğu birçok delil ve burhanla ispat edilmiştir. Bu hususu onlara havale ediyoruz.
Ancak sualde sorulduğu gibi Cenab-ı Hakk’ın yaratılmadığının cevabına gelince:
Şüphesiz ki, her şeyi halk eden Allah’tır. Allah ise yaratılmamıştır. Çünkü Allah yaratılmış olsa idi, her şeyi yaratamazdı ve Hâlık da olamazdı.
Zira şimdiye kadar yaratılmış olan hiçbir mahlûkun, başka bir varlığı yarattığı görülmemiştir.
Demek, yaratılmış mahlûkun husûsiyeti ve özelliği yaratıcı olmamaktır. Öyle ise her şeyi yaratan Allah mahlûk değildir, sonradan yaratılmamıştır, ezelî ve ebedîdir. Eğer yaratılmış olsa idi, O da sâir yaratılmışlar gibi hiçbir şey yaratamazdı.
Evet, Hâlık’ın hassesi ve Zâtına lazım olan sıfatı, yaratılmış olmamaktır. Bundan anlaşılıyor ki, Allah, nihayetsiz kudret, ilim ve hikmetiyle her şeyi yarattığı gibi, kendisi de ezelî ve ebedîdir, yani başlangıcı ve sonu yoktur, yaratılmış değildir.
Zaten O’nun nihayetsiz kudret ve rahmeti de Zâtının sonsuz olduğunu, Zâtının sonsuzluğu ise O’nun başlangıçsız olduğunu ispat eder. Çünkü ölüm tarihi olmayanın doğum tarihi de olamaz.
Cenâb-ı Hakk’ın kudretinin nihayetsizliğini ispat hadsiz delillerden biri de başta insanın acizliği olmak üzere bütün varlıkların nihayetsiz aczleridir. Çünkü bütün varlıklar var olmadan önce yokluk zulümatında bulunuyorlardı.
Onların önceden yok olmaları, onlar için nihayetsiz bir âcizlik içinde bulunmaları demektir. O varlıkların içinde bilhassa insana dikkat ettiğimizde önceki yok olmaktan gelen nihayetsiz âcizliğiyle beraber, var edildikten sonra da hastalık ve ölüm, hatta sıcaklık ve soğuk, açlık ve susuzluk gibi maddî ve manevî sayamayacağımız kadar insana zarar verip onu inciten düşmanlarına ve nihayetsiz ihtiyaçlarına karşı dayanamamakla aczini görüyoruz. Bu aczine binaen her şey onu rahatsız ediyor.
Demek, insanın nihâyetsiz bir aczi vardır. Hâlbuki insanın bu âcizliği gideriliyor. O nihayetsiz âcizliğin giderilmesi ise nihâyetsiz bir kudretin varlığını ispat eder. Çünkü nihâyetsiz bir aczin giderilmesi ancak nihâyetsiz bir kudretle mümkün olabilir.
Kudret ise nihâyetsiz Kadîr bir Zâtın varlığına delildir. Evet, tepkinin ancak etkiyle mümkün olabileceği fizikî bir kanunudur. O âcizliğin giderilmesi bir tepkidir. Bu tepki ise onu gideren “kudret” denilen etkiye kesinlikle delâlet eder.
Âcizlik noktasında bütün mahlukâtı da insana kıyas et ve anla ki, bütün mahlukâtın nihâyetsiz âcizliklerinin giderilmesi âlem kadar geniş bir penceredir, o acizliğin giderilmesi, Kudreti noksansız bir Kadîr-i Zülcelâli gösterir, ispat eder.
Nasıl ki, insanın âcizliği nihâyetsizdir, öyle de insanın fakrı da nihayetsizdir. Her şeyden evvel, insan yokken var olmaya muhtaçtır. Daha sonra başta dünya ve âhiret olmak üzere hesapsız şeylere muhtaç olarak yaratılmıştır. Demek insanda nihâyetsiz bir fakr ve ihtiyaç vardır. Bu fakirlik ve ihtiyaç ise ancak nihâyetsiz bir rahmet ve zenginliğin yetişmesiyle izâle edilebilir.
Yoksa başka şekilde telafîsi mümkün değildir. Evet, insan yokken onu var eden ve muhtaç olduğu bütün âza ve duygularını ona veren ve o âza ve duyguların sonsuza giden umûm arzu ve isteklerini onlara yetiştiren ancak rahmeti nihayetsiz olan bir Rahîm olabilir.
Yoksa başka bir yol ile o ihtiyaçları te’min etmenin imkân ve ihtimâli yoktur. Rahmetinin nihâyetsizliği o rahmetin başlangıçsız olduğunu ispat ettiği gibi o rahmetin sahibi olan Rahmân-ı Rahîm’in de Bâki, sonsuz ve Ezelî, başlangıçsız olduğuna delil olur.
İkincisi: Nasıl ki; bir bilgisayar, mucidini ve fabrikasını gösterir. Ve ona yüklenilen yazılım denilen bilgiler ise o bilgileri yükleyenin varlığını ispat eder. Öyle de o bilgilerin bir başlangıç ve sonla sınırlı olması o bilgi sahibinin de doğum tarihi denilen bir başlangıç ve ölüm tarihi denilen bir sonla sınırlı olduğuna delil olur.
Aynen öyle de bütün çekirdekler ve tohumlar, nutfeler ve yumurtaların her birisi birer bilgisayar hükmündedir. Onların her birisinin varlığı, ustaları olan Zat-ı Zülcelal’in varlığını gösterip ispat ettikleri gibi o çekirdeklere ve tohumlara yüklenilen başlangıcı ve sonu olmayan sınırsız bilgilerin o Zatın da başlangıçsız ve sonsuz olduğunu ispat ederler.
Mesela, gözümüzle gördüğümüz ve inkâr edemediğimiz bir incir çekirdeği ekildiğinde onda yazılım hükmünde bulunan bir ağacın yaprak ve meyveleri o plan ve projeye göre ortaya çıkar. O ağaçtan meydana gelen bütün çekirdekler ekilmiş olsa her bir çekirdekten bir ağaç meydana çıkar. Ve bu işleme göre o ağaçtan ve onun netice vereceği bütün ağaçlardan alınan çekirdekler işleme alınıp ekilse sonsuza gidecek hadsiz plan ve projeler ve ağaçlar ve meyveler tek bir çekirdekten alınmış olur.
Nasıl ki, o çekirdekteki bilgiler sonsuza gidiyorsa öyle de o bilgilerin başlangıçları da yoktur. Çünkü ilk çekirdeği veya ağacı yaratan Cenab-ı Hak, başlangıçsız ilm-i ezelisiyle o çekirdeğe bilgileri yüklemiştir.
Evet, o çekirdekteki başlangıçsız ve sonsuz olan bilgi, Cenab-ı Hakk’ın alîm isminin tecellisi ve icaraatıdır. Ve O’nun ilminin başlangıçsız ve sonsuz olduğunu ispat eder. İlminin başlangıçsız ve sonsuz olması ise O’nun yaratılmadığını ezelî ve ebedî olduğunu gösterir. Alîm ismine kıyasen esma-yı İlahiyenin her biri de sonsuz tecellisiyle Cenab-ı Hakk’ın başlangıçsız ve sonsuz olduğuna delil olarak gösterilebilir.
Elhasıl: Cenâb-ı Hakk’ın yaratıcı olması ve sıfatlarının sonsuz olması O’nun yaratılmadığını, ezelî ve ebedî olduğunu ispat eder. Bu hususta aczimize binaen delil ve burhanlardan teşekkül eden denizden bir katre ile iktifa edip Risâle-i Nur’lara havâle ediyoruz.


